May 11, 2008

İstanbul İçin Erguvan Vakti

Geçtiğimiz hafta içinde 2 ayrı sergi gezmek nasip oldu. Bunlardan biri cumartesi günü Erguvan İstanbul Derneği'nin düzenlediği ve birbirinden değerli hocaların - eserlerin bulunduğu "İstanbul İçin Erguvan Vakti" isimli sergiydi. Değerli hocam Nilüfer KURFEYZ'in eserlerinin de olması sebebiyle bu serginin ayrı bir önemi vardı benim için.

Nilufer_kurfeyz1_2
Nilüfer KURFEYZ

Nilufer_kurfeyz2_5
Tezhip: Nilüfer KURFEYZ - Selim SAĞLAM

Nilufer_kurfeyz3
Yâ Mennân
Tezhip: Nilüfer KURFEYZ - Selim SAĞLAM
Hat: Erol DÖNMEZ

Nilufer_kurfeyz4
Âyetü'l Kürsî
Tezhip: Nilüfer KURFEYZ - Selim SAĞLAM
Hat: Ahmed Zeki YAVAŞ

Sergide tezhip dışında katı', hat, ebrû ve minyatür eserleri de bulunuyor. Sergi 10 Mayıs cumartesi günü açıldı, 24 Mayıs 2008'e kadar devam edecek. Mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Erguvan ve Kiraz
III. Geleneksel "İstanbul İçin Erguvan Vakti" sergisi
10-24 Mayıs 2008
Yer: Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi
Adres: Kızlarağası Medresesi Divanyolu Hoca Rüstem Sok. No:6 Sultanahmet - İSTANBUL
Telefon: 0212 527 75 17

Sergiye Katılan Sanatçılar
A. Süheyl ÜNVER
Ahmet YAKUPOĞLU
Dürdane ÜNVER
Müjgan BAŞKÖYLÜ
Nilüfer KURFEYZ
Selim SAĞLAM
Talip MERT
Nusret ÇOLPAN
Yılmaz ENEŞ
Betül AYDINER CHACKO

December 09, 2007

Karma Sergiden Eserler

Bu güzel sergide bulunma fırsatım olmadı ancak annemin çektiği fotoğrafları sizlerle paylaşıyorum. Emin olamadığım ve bilmediğim eserlerin kimlere ait olduklarını yazmadım. Bir yanlışlık oldu ise affoluna...

Sp_a0008_5
Hat: Fuat BAŞAR

Dsc06886
Ebrû: Zehra DİNÇER

Dsc06882
Kaatı: Yurdagül ÖZSAVAŞÇI

Dsc06888 
Hat: Zehra DİNÇER
Tezhib: Fatma ÇALIÇUKUR

Dsc06890
Hat: Zehra DİNÇER
Kaatı: Yurdagül ÖZSAVAŞÇI

Dsc06895
Hat: Zehra DİNÇER
Tezhib: Fatma ÇALIÇUKUR

Dsc06900
Hat - Ebrû: Zehra DİNÇER

Dsc06901
Hat - Ebrû: Zehra DİNÇER

Dsc06903

Dsc06908
Hat: Zehra DİNÇER
Tezhib: Fatma ÇALIÇUKUR

Dsc06913
Hat: Zehra DİNÇER
Tezhib: Fatma ÇALIÇUKUR

Dsc06920
Kaatı: Yurdagül ÖZSAVAŞÇI

Dsc06921

Dsc06923
Tarama Ebrû: Yurdagül ÖZSAVAŞÇI

Dsc06932

Dsc06934

Dsc06937

Dsc06938

December 06, 2007

Sergi'ye Davet

Dsc03208

İlgilenenler için: 08.12.2007 - 09.12.2007 tarihlerinde Grand Cevahir Hotel - Kongre Merkezi'nde Karma Sergi olacak.

Fuat BAŞAR (Hat)
Turan SEVGİLİ (Hat)
Zehra DİNÇER (Hat - Ebrû)
Yurdagül ÖZSAVAŞÇI (Tezhib - Kaatı)
Hatice AKSU (Tezhib)

August 04, 2007

Osmancık Günlüğü

Yine uzun bir aradan sonra yazıyorum Yemek Cini'ne. Ama bu sefer yoğunluktan ve vakitsizlikten daha geçerli sebeplerim de var. Tatil, Osmancık, su baskını, inşaat, ustalar, temizlik ve üstüne önceki bahanelerim olan yoğunluk ve vakitsizlik vb... derken bilgisayar başına oturmak pek mümkün olmadı. Osmancık gezimizden bazı not, resim ve tariflerle gönlünüzü almayı başarırım inşallah...

Dsc04890
İlk tarif annemin yolluk olarak hazırladığı ve daha önceden tarifini verdiğim klasik poğaça - açma hamurumuzla yapılmış olan poğaçalar. Fırından çıkalı henüz 2-3 saat olan bu sıcak ve taze poğaçaları yemek, yolculuğumuzun en güzel kısmıydı açıkçası...

Malzemeler

  • 1/2 su bardağı toz şeker
  • 2 su bardağı ılık süt
  • 1 su bardağı zeytinyağı
  • 1,5 çay kaşığı tuz
  • 1 küçük paket yaşmaya
  • Aldığı kadar un

Yapılışı

  1. Ilıttığınız sütten 1/2 su bardağı ayırın ve geri kalan sütü, zeytinyağını ve şekeri, hamuru yoğuracağınız kaba koyun. Elinizle karıştırarak şekeri biraz eritin. Üzerine bir miktar un ekleyin.
  2. 1/2 su bardağı ılık sütte mayayı eritin. Kaptak, unun üzerine dökün ve yoğurmaya başlayın. Aldığı kadar un ekleyerek kulak memesi kıvamına getirin.
  3. Hamur kabının ağzını temiz bir mutfak beziyle kapatıp oda sıcaklığında, hamur kabarıp 2 katına çıkana kadar dinlenmeye bırakın.
  4. Hamur kabarınca elinizle parçalar alarak şekillendirin. Yağlanmış fırın tepsisine dizip pişirin.

Dsc04897
Akşam Osmancık'a vardığımızda anneannemin güzel yemekleri bizleri bekliyordu. Çorba olarak da bizim evde son zamanlarda unutulmuş olan ve dolayısıyla çok özlediğimiz bir çorba vardı: Yoğurtlu Makarna Çorbası. Annelerin ve anneannelerin yemekleri bir başka oluyor...

Yoğurtlu Makarna Çorbası

Malzemeler

  • Yarım paket makarna (Boncuk, yüksük ya da fiyonk makarna olabilir)
  • Sarımsak
  • Yoğurt
  • Tuz
  • Tereyağı
  • Nane

Yapılışı

  1. Öncelikle makarnaları zeytinyağlı suda haşlayın. Yoğurtlu çorba olacağı için yoğurdun kesmemesi için tuzu sonradan ilave edeceğiz. Makarnalar piştikten sonra suyu çok fazla ise süzün. Çünkü biraz sulu olması gerekiyor.
  2. Ayrı bir kasede sarımsaklı yoğurt hazırlayın. Makarnaların suyundan içine biraz ilave ederek ılıştırın. Karışımı makarnaların üzerine karıştırarak ekleyin. Tuzunu da bu aşamada ilave edebilirsiniz. Eğer su miktarı az olursa kaynamış su ekleyebilirsiniz.
  3. Tavada tereyağını eritin, içine kuru nane ekleyerek kızartın. Çorbanın üzerine ilave edin.

Dsc04946
Ertesi gün davetlisi olduğumuz Ayşe yengem de bizler için birbirinden güzel yemekler hazırlamıştı. İşte bunlardan bazıları:

Dsc04939
Vazgeçilmez hamur işlerimizden Haşhaşlı - Cevizli Çörekler.

Dsc04960
Tarifini daha önceden verdiğim Yaprak İçi yemeği. İçinde bir çok çeşit bakliyat bulunuyor. Sıcak ve acılı yendiği için kış günleri için daha ideal bir yemek olsa da yazın da oldukça beğenilerek yeniyor. Resimdeki Yaprak İçi'nde, aşağıdaki tarife ilave olarak 1 su vardağı kadar kuru bakla var.

Malzemeler

  • 1 su bardağı nohut
  • 1 su bardağı kuru börülce
  • 1 su bardağı yeşil mercimek
  • 1,5 su bardağı pilavlık bulgur
  • 1 demet maydanoz
  • 1 demet taze nane
  • 1/2 demet dereotu
  • Asma yaprağı
  • Kırmızı acı boynuz biber

Tiritli Su İçin

  • 1/2 su bardağı sıvı yağ
  • 2 adet soğan
  • 2 yemek kaşığı salça
  • Karabiber, pulbiber
  • Tuz

Yapılışı

  1. Nohutla kuru börülceyi akşamdan ıslatın.
  2. Tencereye önce nohutu alın ve haşlayın. Pişmesine yakın kuru börülceyi ilave edin. Onun da pişmesine yakın yeşil mercimeği ekleyin. Mercimekler de hafif pişince bulguru ekleyin ve güzelce kaynatın.                                                         
  3. Başka bir tencerede sıvı yağda soğanları kavurun. İçine salçayı, baharatları ve tuzu ekleyip kavurun.                               
  4. Soğanlı - salçalı karışıma 1 - 2 bardak su ekleyerek sulandırın ve kaynatın. O kaynayana kadar yeşillikleri ince ince kıyın.               
  5. Tiritli su kaynadıktan sonra altını kapatın ve kıyılan yeşillikleri içine katın, karıştırın.
  6. Daha sonra tiritli suyu, haşlanan bakliyatların üzerine karıştıra karıştıra ekleyin.
  7. Yemeği bir - iki taşım kaynatın, altını kapatın. 15 - 20 dk. demlendirin. Sonra yanında asma yaprağıyla servis edin.

Dsc04927
Evin kedisi Mercan...

Dsc04965
Annemin yaptığı Çıtır Milföylü - Karamelli Tatlı. Sütlü muhallebinin üstüne döktüğünüz karamel sosunun üzerine, fırında kızartıp blendırdan geçirdiğiniz çıtır milföyleri döküp afiyetle yiyorsunuz... Tarif yakında...

Dsc04974
Osmancık'a gidilir de akraba ziyareti yapılmaz mı? Annemin kuzeni Şerif amcanın kekliği Ferhat. Keyfine pek düşkün... Çekirdek çıtlıyor, çay içiyor. O da şekerli olursa tabi. Bu garip bakışın ardından fotoğraf makinemin objektifini gagalayıp elimden düşürüyor. Bu şekilde öğrenmek istemezdim ama gerçekten çok güçlü bir çenesi var...

Dsc05054
Şerif amcanın eşi Maide teyzenin hazırlamış olduğu taze fasulye, biber dolması, mantar kavurması, yufka ekmek ve ev yapımı turşu gibi bir sürü yöresel ikramla dolu sofradan kalkıp, evin arka tarafındaki bahçeye çıkıyoruz. Bahçenin hayvanat bahçesinden bir farkı yok. Tavuklar, civcivler, permalı - paçalı güvercinler, iran tavukları, van kedileri ve tavşanlar... Küçükken bir tavşanım, bir de fok balığımın olmasını çok istemiştim. Annemin yeşil çamaşır leğenini suyla dolduracak, fok balığımı onun içinde besleyecektim. Tabi ki bir fok balığım olmadı, ama tavşan daha mâkul bir istek değil miydi?:)

Dsc04998
Bu da Hasret kedi...

Dsc05135
Ertesi gün halamların evinin karşısındaki İmaret Camii'ni gezdik. Yıllardır Osmancık'a gidiyoruz ama içine girmek nasip olmamıştı. Ben ziyaret edene kadar onarım yapılmış, içinde tarihten eser kalmamış. Sağ üstteki son cemmat yeri yeni yapılmış. Sağ altta gördüğünüz kapı da orjinal. Cami, II. Murad'ın veziri Koca Mehmet tarafından yaptırılmış. Cami, medrese, aş evi ve kütüphaneden oluşan külliyenin, günümüzde sadece cami kısmı kalmış.

Dsc05156
Aynı gün annemin diğer bir kuzeni Afife teyzenin bahçesine dalından dut yemeye gittik. Ağaca çıkılıp aşağıda tutulan sofra bezlerinin üzerine dutlar silkelendi, sonra afiyetle yendi...

Dsc05185
Çaya gittiğimiz sevgili Sevil ablanın ağızda dağılan mükemmel tahinli kurabiyeleri... Kurabiye çeşitlerine pek düşkünlüğüm olmamasına rağmen bu kurabiyelere bayıldım...

Tahinli Kurabiye

Malzemeler

  • 2 su bardağı tahin
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 1 su bardağı ceviz
  • 1 çay bardağı sıvı yağ (tahin yeterince yağlı olduğu için konmayabilir)
  • 1 paket kabartma tozu
  • Aldığı kadar un

Yapılışı

  1. Bütün malzemeler karıştırılarak özlü bir hamur elde edilene kadar yoğrulur. Hamurun kulak memesi kıvamından biraz daha yumuşak olması lazım.
  2. Şekillendirerek tepsiye dizdiğiniz kurabiyeleri yaklaşık 180 - 200 derecede kızarana kadar pişirin.

Dsc05194
Başka bir gün anneannem ve dedemle tarladan topladığımız tazecik patlıcanlar, dalından kopmamış karpuz... Sağ altta gördüğünüz ise olmamış kavun. Osmancık'ta düğlek, bazı yörelerde ise kelek deniyor. Isırırken çatlayacak kadar taze...

Dsc05225
Akşam anneannemin yaptığı Domatesli Pirinç Çorbası.

Domatesli Pirinç Çorbası

Malzemeler

  • 1/2 su bardağı kırık pirinç (normal pirinç de olabilir)
  • 2-3 adet sivri biber
  • 1 adet büyük boy domates
  • 1 yemek kaşığı salça
  • Tuz
  • Kuru nane

Yapılışı

  1. Bir tencerede zeytinyağında ince ince kıyılmış olan sivri biberleri kavurun. İyice kavrulan biberlerin üzerine rendelenmiş veya blendırdan geçirilmiş domatesleri, salçayı ve kuru naneyi ekleyip kavurun.
  2. Bütün hepsi kavrulunca üzerine 2-3 su bardağı kadar kaynar su ekleyin. Üzerine de ayıklanıp yıkanmış olan pirinci ekleyin. Üzerine tuzu da ekleyip pirinçler yumuşayana kadar pişirin. İsteğinize göre üzerine su ilavesi de yapabilirsiniz.

Dsc05312
Osmancık gezimizi Kuzu Dolması ile noktalıyoruz... Kuzu Dolması demek; anneanne, dede, teyzeler, dayılar, enişteler, yengeler, kuzenler, gelinler, damatlar ve torunlar hep bir araya gelmek demek.

Dsc05313
Kuzu Dolması sıcak sıcak ilk geldiğinde taze ekmekle yağına banılır ve bu lezzeti unutmanın mümkünâtı olmaz... Taze ekmek de Osmancık ekmeği olmalı ki tadına doyum olmaz...  Öyle İstanbul ekmekleri gibi içi boş olanlardan değil yani. Ekmek için size tavsiyem Fırıncı Ömer abinin ekmekleri...:)

Dsc05340

Kuzunun kuyruk yağı doğranıp teflon tencerede yağı çıkarılıyor. İyice küçülüp kızaran yağlar "kakırdak"lara dönüşüyor. Tencereden alınıyor. Kakırdaklar dilenirse çerez gibi tuzlanıp yeniyor, ya da Tarhana Çorbası'yla servis ediliyor. Fazla yendiği zaman tabi ki biraz ağır gelebiliyor. Ama çok lezzetli olduğunu hatırlatmakta fayda var. Tenceredeki yağın fazla kısmı alınıyor ve küp küp doğranmış karaciğer eklenerek kavruluyor. Ciğerler bir tabağa alınıyor. Pilavı karartmaması için tencerenin içindeki karaciğerli yağ temizleniyor. Dolmalık fıstık kavruluyor, Osmancık pirinci de eklenip güzelce bir pilav yapılıyor. Ocaktan alınmasına yakın kuş üzümü, kavrulan ciğerler ve maydanoz ekleniyor.
Dsc05273

Hazırlanan pilav kuzunun içine dolduruluyor ve taş fırında saatlerce pişiriliyor...

Dsc05328
Bize de kuzenimin dinlenme tesisinde (yolunuz düşerse Derindere Dinlenme Tesisleri, İstanbul - Samsun yolunda) bize tahsis edilen katta Kuzu Dolması'nı afiyetle yemek düşüyor...

Dsc05367
Tesisin tavuk dönerlerle - kuzularla beslenen şanslı kedisi...

Dsc05373
Bu da eve geldiğimizde bizi karşılayan muhteşem (!) manzara... Biz Osmancık'tayken evimizi su bastığı haberi geldi. Sağolsunlar komşularımız etrafı temizlemişler, halıları kaldırmışlar. Parkelerin 35-40 cm. kabardığı yerler olmuş... Gördüğünüz gibi koltuklar havada, sehpalar yamuk... Evde 4 ayak üstünde hiçbirşey kalmamış. Son 1 haftadır inşaatla ve temizlikle uğraşıyoruz. Annemle "Ya yangın çıksaydı? Su basması daha iyi", "Ya pis su olsaydı? Şükür ki temiz su", "Ya kış günü olsaydı? İyi ki yaz günü" diyerek teselli olmaya çalışıyoruz. Allah beterinden saklasın diyelim...

Dsc05388
Oturacak bir oturma odamız, yemek yiyecek düzgün bir mutfağımız olmayan bu kısa dönemde, bahçede yemek yediğimiz akşamlardan birinde Fâtımâ'nın yaptığı nefis Ananaslı Kek. Tarifi alır almaz yayınlayacağım...

May 06, 2007

Türk İslam Sanatları Sergisi

Sitesini ancak uzun aralıklarla güncelleyebilen Yemek Cini; bu sefer yemek tarifi dışında, farklı bir konuyla huzurlarınızda... 9 Nisan - 12 Nisan tarihleri arasında Altunizade Kültür Merkezi'nde Türk Gençlik Vakfı'nın Türk İslam Sanatları Sergisi vardı. Sergide resim ve ebrû çalışmaları dışında, değerli hocamız Zehra DİNÇER ve öğrencilerinin de birbirinden güzel eserleri bulunuyordu -ki öğrencilerderden birisi de benim annem- :) İnsanın izlemeye doyamadığı bu eserlerden bir kısmını fotoğrafladım, her ne kadar yansımanın azizliğine uğrasam da...

Dsc03207
Hat: Zehra DİNÇER
Elif etrafında Âyetü'l Kürsî

Şüphesiz sergideki en göz alıcı eserlerden biriydi bu tablo. Sergiden sonra evimizin en güzel köşelerinden birinde yerini aldı...

Dsc03208
Hat: Zehra DİNÇER
Allah'ın (c.c.) vav harfi ile başlayan isimleri (Ortada El-Vekîl, kenarlarda El-Vedûd, El-Vâhid, El-Vâris, El-Vâlî, El-Vâsi, El-Vâcid, El-Vahhâb, El-Velî)

Yine hattat Zehra DİNÇER'e ait güzel bir eser.

Dsc03209
Hat: Sema AYDOĞAN
Tezhib: Sema AYDOĞAN
Lafz-ı Celîl ve Lafz-ı Nebî etrafında Felâk ve Nas sûreleri

Sevgili Sema ablaya ait bir tablo. Hat ve tezhib kendisine ait. Sema abla aynı zamanda benim de tezhib kursundan arkadaşım. Biz kursa "Yine fazla çalışamadım" diyerek gidip gelirken, kendisi gece gündüz uğraşıp böylesine güzel eserleri sergiye yetiştirdi.

Dsc03212
Hat: Kadriye ŞAHİN
Tezhib: Sema AYDOĞAN
İnfitar sûresinin etrafında Âl-i İmran sûresinin 18. âyeti

En çok beğendiğim eserler arasında...

Dsc03213
Hat: Arzu YASAN
Bakara sûresi 137. âyet

Dsc03215
Hat: Betül SAYIN
Tezhib: Ayşe SAYIN
İhlâs sûresi

Ortaokuldan arkadaşım, çok sevgili Betül SAYIN'a ait bir eser. Tezhibi de kardeşi Ayşe SAYIN'a ait.

Dsc03217
Hat: Sema AYDOĞAN
Ebrû: Zehra DİNÇER
Ahzab sûresi 70 ve 71. âyetler

Dsc03219
Hat: Sema AYDOĞAN
Tezhib: Sema AYDOĞAN
Ortada Besmele, etrafındaki dairede Ahzab sûresi 33 ve 56. ayetler, en kenarda Salâten Tüncinâ, köşelerde de Ahmed, Muhammed, Mahmud ve Mustafa.

Dsc03222
Hat: Sema AYDOĞAN
Tezhib: Sema AYDOĞAN
Ortada Yâ Hayyu'l-Kayyûm, etrafında Cümle-i Tevhîd

Dsc03224
Meşk: Betül SAYIN
El-Evvel (c.c.)

Yine Betül Sayın'a ait bir tablo. Aşağıda tablodan bir ayrıntı...
Dsc03225

Dsc03229
Meşk: Ebru ERTURAL
Hadîs-i Şerif: İttekû firâsetel Mü'minu feinnehu yenzuzu binûrillâhi - Mü'minin firâsetinden (bakışından) korkunuz. Çünkü o, Allah'ın nûru ile bakar.

Dsc03237
Lale Ebrûları: Fuat BAŞAR
Kenar Ebruları: Zehra DİNÇER
Hat: Zehra DİNÇER
Meşk: Zeliha BİLGENER
Yâ Latîf

Annemin tablosu:) Hat ve kenar ebrûları annemin hocası Zehra DİNÇER'e, lâleler ise Zehra DİNÇER'in hocası Fuat BAŞAR'a ait.

Dsc03240
Hat: Kadriye ŞAHİN
Ebrû: Zehra DİNÇER
Ahzab sûresi 70 ve 71. âyetler.

En çok beğendiklerimden birisi. Renkler muhteşem...

Dsc03244
Hat: Arzu YASAN
Bu tablo da kenar ebrûları sebebiyle çok hoşuma gitti. Ve aşağıda bir detay...
Dsc03246

Yemek Cini sanat dolu günler geçirmenizi diler...
;)

August 03, 2006

Gün Olur Asra Bedel (Gün Uzar Yüzyıl Olur)

Gun_olur_asra_bedel

Bitirdiğim her kitabın ardından sevinmemin aksine; bu kitabı bitirdiğim için çok üzgünüm... Kendimi bir rüyadan uyanmış gibi hissettim...

"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi..."

Daha önceden Cengiz Aytmatov'un kitaplarından Cemile - Sultanmurat'ı okumuş, hakkında biraz bilgi vermiştim. Aytmatov'un kitapları hakkındaki genel düşüncelerim; kitabın konusunda çok ilginç şeyler olmasa da, Aytmatov'un anlatımlarında ve ifadelerinde bir zenginlik, bağlayıcılık olduğu yönünde olsa da; Cemile - Sultanmurat'taki konuların aksine, "Gün Olur Asra Bedel"in konusu çok ilginç ve sürükleyici...

Kitap; birbiriyle tamamen alakasız iki konudan oluşuyor. Bir yanda Yedigey adındaki demiryolu işçisinin, kaybettiği arkadaşı Kazangap'ı; vasiyeti üzerine kutsal saydıkları Sarı Özek bölgesindeki bir mezarlığa gömme çabaları ve gözünde canlanan anıları, diğer yanda ise bir uzay üssü, diğer gezegenlerde yaşayan başka canlıların keşfi... Birbiriyle ilk başta çok alakasız olsa da (açıkçası çok kere "ne zaman bir alâka kurulacak" diye düşündüm durdum) kitabın sonunda bu iki konu öyle bir bütünleşiyor ki, hayran kaldım... Kitabı, gördüğünüz ilk yerde hiç düşünmeden alın ve mutlaka okuyun derim...

Kitapta çok ilgimi çeken bir konu da "Mankurtlar" oldu. Kitapta şöyle bahsediliyor:

"Ana-Beyit mezarlığının bir efsanesi, Juan-Juanlar'ın bozkırı işgal ettikleri çağlara dayanan bir hikayesi vardı: Sarı-Özek'i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar'ın yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esire yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esrin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna "Deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir MANKURT yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece bir kaç gün bırakırlarmış. Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış.

Juan-Juanların bir tutsağı mankurt yaptıkları duyulur, öğrenilirse, artık onu en yakınları bile gerek zorla, gerek fidye vererek kurtarmak istemezlermiş. Çünkü bir mankurt, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan farksız olurmuş onla riçin.

Bununla birlikte bir defasında, adı tarihe Nayman Ana olarak geçen bir göçebe kadın, oğlunun başına gelenlere dayanamamış, onu kurtarmak istemiş. Efsane böyle anlatır. Ana-Beyit mezarlığının adı da buradan gelir. "Ana-Beyit" 'ana barınağı, ana huzuru' demektir.

Sarı-Özek'in kızgın güneşine 'mankurt' olmaları için bırakılan tutsakların çoğu ölür, beş-altı kişiden ancak bir ya da ikisi sağ kalırmış. Onları öldüren açlık ya da susuzluk değil, başlarına geçirilen soğumamış deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Bir yandan deve derisi büzülüyor, bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp başına batıyormuş. Asyalılar'ın saçları fırça gibi sert olur zaten. Kıllar üste doğru çıkamayınca içeri doğru uzar ve diken gibi batarmış. Bu dayanılmaz acılar sonunda tutsak ya ölür ya da aklını, hafızasını yitirirmiş. Juan-Juanlar'ın işkencenin beşinci günü 'sağ kalan var mı?' diye gelip bakarlarmış. Bir teki bile sağ kalmışsa, amaçlarına ulaşmış sayarlarmış kendilerini. Hafızasını yitirmiş tutsağı alır, boynundaki kalıbı çıkarır, ona yiyecek verirlermiş. Köle zamanla kendine gelir, yeyip içerek gücünü toplarmış. Ama o bir mankurt imiş artık ve böyle bir köle, pazarlarda , güçlü-kuvvetli on tutsak değerinde sayılırmış. Hatta Juan-Juanlar'ın arasında bir gelenek varmış ki buna göre , aralarında çıkan bir kavgada bir mankurt öldürülürse, bunun için ödenecek bedel, hür bir insanın ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş.

Bir mankurt kim odluğunun, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köle imiş. Köle sahibi için en büyük tehlike, kölenin başkaldırması, kaçmasıdır. Ama mankurt isyanı, itaatsizliği düşünemeyen tek varlıkmış.Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemeyen bir yaratık.. En pis, en güç işleri, büyük sabır isteyen çekilmez işleri gık demeden yaparlarmış. Sarı-Özek'in ıssız, engin, kavurucu çöllerine ancak bir mankurt dayanabileceği için, buralarda deve sürülerini gütme işi onlara verilirmiş. Böyle yitik yerlerde, bir mankurt bir kaç kişiye bedelmiş. yanına yiyeceğini, içeceğini verince, kış demeden, yaz demeden , o ilkel hayata dönüşten dolayı sızlanmayı düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş. Açlıktan ölmemesi için yiyecek, donmaması için eski püskü giyecek verdiniz mi, başka bir şey istemezmiş...

Bir tutsağın içine korku salmak için ona kafasının uçurulacağını ya da başka bir yerinin kesileceğini bildirmek; onun hafızasını silme, son nefesine kadar taşıyacağı ve başkalarının anlayamayacağı yegane kazancı olan bilincini kökünden yok etme cezası yanında hiç kalır.

Kitap hakkında daha fazla bilgi almak ve okurların kitap hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için burayı tıklayınız.

May 22, 2006

Pâkize Nîçün Mevtâ Oldu?

Pakize

Yaklaşık 6 - 7 ay önce aramıza katılan su kaplumbağamız "Pâkize"yi malesef cuma akşamı kaybettik... Uzun zamandır kabuğunda yumuşama vardı -ki bu kötü bir hastalık onlar için. Pâkize'nin sahibi olan 9 yaşındaki kardeşim kabuk sertleştirici kullanmasına rağmen herhangi bir gelişme olmadı.Pakize2                           

Cuma akşamı arkadaşlarımı çaya çağırdım. Hep beraber otururken kardeşim "Abla, Pâkizem ölmez dimi?" dedi. Ben de "Neden ölsün canıııım?!" dedim. Sonra akvaryumunu getirdi ve "Ama kabuğu çok yumuşadı, kağıt gibi oldu" dedi. Geldiğinden beri 2. kez elime aldım ve kabuğunu hafifçe sıktım. Gerçekten de kağıt gibi olmuştu. Hemen akvaryuma geri koydum, hatta belki de attım ve "Üff, çok kötü olmuş götür bunu yerine" dedim. Sonra Cahide Sena "Abla baksana gözleri buruşmuş içine göçmüş" dedi. Dikkatli bir şekilde baktığımda gözlerinin gerçekten de içine göçtüğünü gördüm. Şaşkın şaşkın bakarken hayvancağızın ellerinin ve ayaklarının da kurumuş olduğunu farkettim. Yani sadece derisi kalmıştı neredeyse. Ve birden bağırdım "Bu ölmüüüüşşş!?!". Bu ani haberle Cahide Sena'nın suratı garip bir şekil aldı ve ağlamaya başladı. Ah akılsız başım, 9 yaşındaki çocuğa ne diye birden "Bu ölmüüüüşşş!?!" diye bağırırsın? Hadi sustur susturabilirsen... Evde annemler olsa onlardan yardım isteyeceğim ama onlar da yok? Neyse Mesu'nun da yardımıyla Pâkize'nin "aziz naaşını" bir peçeteye sardık. Cahide Sena ağlayarak abisiyle Pâkize'yi gömmek için hazırlandılar ama saat gecenin 10'u. Yarın gömeriz diye karar verdiler ve Pâkize'nin cesedini bir kavanoza koyduk. Cahide Sena kavanoza sarılarak, ağlaya ağlaya uyuyakalmış...Pakize5_3   

Ertesi gün Şile - Ağva'ya yapacağımız günübirlik geziyi fırsat bilerek Pâkize'nin içine olduğu kavanozu yanımıza aldık ve onu gömmek yerine denize salmaya karar verdik. Bir yandan da "Bak ne güzel, su kaplumbağası hiç gömülür mü? Denizde olmak onu ne kadar mutlu eder" filan diyerek onu teselli etmeye çalıştık. Gün içinde güzel bir piknik yaptık, biraz gezdik. Daha sonra 11 kişilik cenaze alayımızla deniz kenarına doğru ilerledik. (Eh güzel kardeşim, koskoca amcaları bile cenaze alayına dahil ettin ya, ne diyim ben sana?) Babamla Cahide Sena kayalıklara inip denize yaklaştılar. Cahide Sena kavanozun içinden Pâkize'yi aldı, ve aziz naaşını Karadeniz'in serin sularına bıraktı...   Pakize4

Toprağın, pardon; "suyun" bol, ruhun şâd olsun Pâkize...

April 08, 2006

Seni Andık Dün Gece...

White_rose

"Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resul,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve birgün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime'nin kucağında
Abdullah'ın yetimi,
Amine'nin emaneti ağlardı!

Hatice'nin koncası,
Aişe'nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin resulüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah'a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan
Medine'ye göçerdin.

Biz dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed?
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!"

Arif Nihat ASYA

Dsc03392_1

Cuma akşamı; Kalem Koleji tarafından "Kutlu Doğum Haftası" amacıyla düzenlenmiş olan Yahya SOYYİĞİT konserine gittik annem ve arkadaşlarımla... Yahya SOYYİĞİT'in 2-3 konserine daha önceden de gitmiş olduğumuz için bunu da kaçırmadık tabi:) Gerçekten çok güzel, maneviyatın çok yüksek olduğu bir geceydi. Bu arada konserde Emine BEDER'le tanıştım. Yanyana oturduk ve konser başlayana kadar bayağı bir muhabbet ettik. Kendilerine sitemden bahsettim. Samimi ve cana yakın konuşmaları benim de rahat olmamı sağladı. Gerek yemekler hakkında, gerek başka konular hakkında uzun uzun konuştuk. Heryerde "Emine S. BEDER" olarak geçen adındaki S ile başlayan ismini her zaman merak ederdim, onu da sorma fırsatı buldum. "Emine Sündüs BEDER"miş. Çok merak ettiğim için yaptığı o güzel yemekleri evde de yapıp-yapmadığını sordum. Genelde vakti olmadığı için çok pratik ve kolay tarifler uyguladığını, hatta bazı akşamlar yemek için evde olmadığı söyledi. Konseri erken terketmek zorunda kalan Emine Hanım'la, ilerleyen günlerde buluşup görüşmek üzere sözleştik:)

Dsc03401

March 07, 2006

CRR'de Tezhip - Ebru Sergileri ve Aylık Kültür - Sanat Programı

1_4

Cuma akşamı arkadaşlarımla beraber Nilüfer KURFEYZ Atölyesi Tezhip Sergisi'ne gittik. Sergi 3 - 16 Mart 2006 tarihleri arasında Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda devam edecek. Sergideki eserler, Tarih Ve Tabiat Vakfı'nda tezhip öğretmeni olan Nilüfer KURFEYZ ve kurs verdiği öğrencileri tarafından özenle yapılmış.

2_4

İçeri girdiğiniz andan itibaren tablolardan gözlerinizi alamıyorsunuz ve bu güzel çalışmalara ne kadar büyük emekler verildiğini düşünmeden edemiyorsunuz. Bu sergide Zeyneb'in de 2 adet çalışması var. Yaptığı çalışmalara bazen şahit olduğum için ne kadar ince bir iş olduğunu az çok biliyorum. Bu arada sergide Yemek Zevki'nden sevgili Melda'yla tanıştık:)

3_8

Nilüfer KURFEYZ çalışmalarını, 1990 yılından beri, kendisinden ders alarak bu sanatla tanışan Selim SAĞLAM'la ortak olarak sürdürüyor.

4_4

Nilüfer KURFEYZ ve Selim SAĞLAM'a ait bir çalışma.

5_1

Yine Nilüfer KURFEYZ ve Selim SAĞLAM'a ait bir çalışma.

6_2

Tuba KANDEMİR tarafından yapılan bu çalışma, en beğendiklerimden biri...

7_1

Herkes güzel güzel yapar da Zeyneb yapamaz mı:)) Fotoğraf makinem kardeşimde olduğu için fotoğrafları Zeyneb'in makinesiyle çektim. Malesef pek ayarlayamamışım sanırım, resimler bulanık çıktı:)

8_1

9

Yan tarafta, yine aynı akşam açılmış olan Nilgün ÇEVİK'e ait resim sergisini de gezdik. Yalnız bu ebru, bildiğimiz ebrulardan biraz farklı:) Genelde ağaç - orman gibi temalar üzerinde çalışılmış. Biz çok beğendik. Sonradan hemşehri olduğumuzu öğrendik. Nilgün Çevik Ebru Sergisi de Tezhip Sergisi ile birlikte 16 Mart tarihine kadar devam edecek.

10

11

12

Bu ayki etkinliklerden bazıları şöyle:

TARIK ZAFER TUNAYA KÜLTÜR MERKEZİ

  • Tasavvuf: Doktrin Ve Kültür
    Düzenleyen: Mahmut Erol KILIÇ
    02.03.2006 - 18:30
  • Türk Halk Müziği Konseri
    Düzenleyen: Serdar TUNALI
    03.03.2006 - 20:00
  • Hilmi YAVUZ İle Poetik Yolculuk
    Düzenleyen: Hilmi YAVUZ
    04.03.2006 - 14:00
  • Türk Müziği Konseri - "İncesaz Grubu"
    Düzenleyen: Cengiz ONURAL
    04.03.2006 - 20:00
  • Kültür - Sanat Gündemi - "25. Ölüm Yıldönümünde Yaşar Nabi NAYIR"
    Düzenleyen: Enver ERCAN
    06.03.2006 - 18:30
  • Divan Şiiri Saati
    Düzenleyen: İskender PALA
    08.03.2006 - 18:30
  • Mehmet Genç İle Tarih Sohbetleri
    Düzenleyen: Erol ÖZVAR
    10.03.2006 - 19:00
  • Edebiyatımıza Hayat Verenler - "Prof. Dr. Hüseyin AYAN"
    Düzenleyen: Ömür CEYLAN
    11.03.2006 - 16:00
  • Yaşayan Besteciler - "Erol Sayan'a Saygı Gecesi"
    Düzenleyen: İbrahim ŞİRİN
    11.03.2006 - 20:00
  • Felsefe Atölyesi
    Düzenleyen: Teoman Duralı
    13.03.2006 - 18:30
  • Tasavvuf Musikisi Akşamı
    Düzenleyen: Yahya SOYYİĞİT
    16.03.2006 - 19:30
  • 90. Vefat Yıldönümü Anısına - "Tanburi Cemil Bey"
    Dinleti: Murat AYDEMİR, Derya TÜRKAN, Uğur IŞIK, Furkan RESULOĞLU
    18.03.2006 - 16:00
  • Kendimize Yolculuk
    Düzenleyen: Senai DEMİRCİ
    18.03.2006 - 19:00
  • Film Gösterimi - "Gökçe Çiçek"
    Yönetmen: Lütfi Ömer AKAD
    20.03.2006 - 15:00
  • Kültür Sanat Gündemi - "20. Ölüm Yıldönümünde Edip CANSEVER"
    Düzenleyen: Enver ERCAN
    20.03.2006 - 18:30
  • Film Gösterimi - "Gelin"
    Yönetmen: Lütfi Ömer AKAD
    21.03.2006 - 15:00
  • Psikiyatri Ve Kültür
    Düzenleyen: Tahir ÖZAKKAŞ
    21.03.2006 - 18:00
  • Fil Gösterimi - "Düğün"
    Yönetmen: Lütfi Ömer AKAD
    22.03.2006 - 15:00
  • Divan Şiiri Saati
    Düzenleyen: İskender PALA
    22.03.2006 - 18:30
  • Fil Gösterimi - "Diyet"
    Yönetmen: Lütfi Ömer AKAD
    23.03.2006 - 15:00
  • Tasavvuf: Doktrin Ve Kültür
    Düzenleyen: Mahmut Erol KILIÇ
    23.03.2006 - 18:30
  • Film Gösterimi - "Vesikalı Yarim" (Özel Gösterim)
    Yönetmen: Lütfi Ömer AKAD
    24.03.2006 - 15:00
    Gösterimden sonra İzzet GÜNAY ile bir söyleşi gerçekleştirilecektir.
  • Mehmet GENÇ İle Tarih Sohbetleri
    Düzenleyen: Erol ÖZVAR
    24.03.2006 - 19:00
  • Hilmi YAVUZ İle Poetik YOLCULUK
    Düzenleyen: Hilmi YAVUZ
    25.03.2006 - 14:00
  • 90. Yaşında Lütfi Ömer AKAD Ve Türk Sinemasındaki Yeri
    Yöneten: Burçak EVREN
    25.03.2006 - 16:00
  • Tiyatro Söyleşileri
    Düzenleyen: Hüzeyin SORGUN
    26.03.2006 - 15:00
  • Felsefe Atölyesi
    Düzenleyen: Teoman DURALI
    27.03.2006 - 18:30
  • İlber ORTAYLI İle Tarih Yolculuğu
    Düzenleyen: İlber ORTAYLI
    28.03.2006 - 18:30
  • Divan Şiiri Saati
    Düzenleyen: İskender PALA
    29.03.2006 - 18:30

ATATÜRK KİTAPLIĞI

  • Türk Düşüncesi Seminerleri
    Düzenleyen: İsmail KARA
    03.03.2006 - 18:30
  • Süslemeden Sanata Ebru
    Düzenleyen: Burhan ERSAN
    04.03.2006 - 14:00
  • Felsefe - Bilim Tartışmaları
    Düzenleyen: İhsan FAZLIOĞLU
    06.03.2006 - 18:30
  • Türk Romanı Üzerine
    Düzenleyen: Mustafa MİYASOĞLU
    07.03.2006 - 18:30
  • Mesnevi Sohbetleri
    Düzenleyen: Cihan OKUYUCU
    08.03.2006 - 18:30
  • Edebiyatın Seyir Defteri
    Düzenleyen: Fatih ANDI
    11.03.2006 - 16:00
  • Türk Müziği Seminerleri
    Düzenleyen: Gönül PAÇACI
    13.03.2006 - 18:30
  • Mantık Ve Dilbilim Tartışmaları
    Düzenleyen: Dücane CÜNDİOĞLU
    14.03.2006 - 18:30
  • Şiir, Rüya (Hayal) Ve Vizyon
    Düzenleyen: Cem YAVUZ
    15.03.2006 - 18:30
  • Türk Motifleri Üzerine
    Düzenleyen: Hatice AKSU
    16.03.2006 - 18:30
  • Sinema Tartışmaları
    Düzenleyen: İhsan KABİL
    17.03.2006 - 18:30
  • Süslemeden Sanata Ebru
    Düzenleyen: Burhan ERSAN
    18.03.2006 - 14:00
  • Yunus Emre Düşüncesi
    Düzenleyen: Mustafa TATCI
    18.03.2006 - 18:30
  • Felsefe Bilim Tartışmaları
    Düzenleyen: İhsan FAZLIOĞLU
    20.03.2006 - 18:30
  • Türk Romanı Üzerine
    Düzenleyen: Mustafa MİYASOĞLU
    21.03.2006 - 18:30
  • Mesnevi Sohbetleri
    Düzenleyen: Cihan OKUYUCU
    22.03.2006 - 18:30
  • 33 Devir Dinleti
    Düzenleyen: Hasanali YILDIRIM
    23.03.2006 - 18:30
  • Sanat Tarihi Seminerleri - "Sebolizm, Eksperyonizm"
    Düzenleyen: Deniz ÇALIŞIR
    24.03.2006 - 18:30
  • Çocuklar İçin Edebiyat
    Düzenleyen: Adnan ÖZER
    25.03.2006 - 14:00
  • Edebiyatın Seyir Defteri
    Düzenleyen: Fatih ANDI
    25.03.2006 - 16:00
  • Şiir, Rüya (Hayal) Ve Vizyon
    Düzenleyen: Cem YAVUZ
    29.03.2006 - 18:30
  • 20. Yüzyılın 3 Sanatçısı
    Düzenleyen: Hatice AKSU
    30.03.2006 - 18:30
  • Sanat tarihi Seminerleri
    Düzenleyen: Deniz ÇALIŞIR
    31.03.2006 - 18:30

ALTUNİZADE KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ

  • Türk Müziği Konseri - "İncesaz Grubu"
    Düzenleyen: Cengiz ONURAL
    03.03.2006 - 20:00
  • Çocuk Oyunu - "İnecektim Ben Zaten"
    Düzenleyen: Hüseyin GONCAGÜL
    04.03.2006 - 13:00
  • Türk Sanat Müziği Konseri - "İstanbul Şarkıları"
    Düzenleyen: Taşkın SAVAŞ
    04.03.2006 - 20:00
  • Türk Müziği Seminerleri
    Düzenleyen: Gönül PAÇACI
    08.03.2006 - 18:30
  • Divan Şiiri Saati
    Düzenleyen: İskender PALA
    10.03.2006 - 18:30
  • Palyaço Ve İllüzyon Gösterisi
    Düzenleyen: Hüseyin GONCAGÜL
    11.03.2006 - 11:00
  • Halk Müziği Konseri
    Düzenleyen: Süleyman ŞENEL
    Solist: Yavuz TOP
    11.03.2006 - 20:00
  • Tezhip Ve Kalemişi Seminerleri
    Düzenleyen: Münevver - Kaya ÜÇER
    13.03.2006 - 18:30
  • Türk Musikisi Akşamı - "Rakım Elkutlu Besteleri"
    Düzenleyen: Yahya SOYYİĞİT
    15.03.2006 - 20:00
  • Tasavvuf Musikisi Akşamı - "Çanakkale Önünde Saygıyla..."
    Düzenleyen: Ahmet ŞAHİN
    17.03.2006 - 20:00
  • Sihirbaz
    Düzenleyen: Erdinç DEMİRAY
    18.03.2006 - 13:00
  • Türk Düşüncesi Seminerleri
    Düzenleyen: İsmail KARA
    24.03.2006 - 18:30
  • Karagöz
    Düzenleyen: Hasan Hüzeyin KARABAĞ
    25.03.2006 - 13:00
  • Müzikterapi Saati
    Düzenleyen: Adnan ÇOBAN
    25.03.2006 - 20:00
  • Divan Şiiri Saati
    Düzenleyen: İskender PALA
    31.03.2006 - 18:30

TUZLA İDRİS GÜLLÜCE KÜLTÜR MERKEZİ

  • Teneffüs
    Düzenleyen: Sezgin MADEN
    04.03.2006 - 19:00
  • Halk Müziği Konserleri - "Grup Sarmaşık"
    Düzenleyen: Erdem ÖZDEMİR
    04.03.2006 - 19:00
  • Kukla Gösterisi
    Düzenleyen: Necla YALDIR
    05.03.2006 - 11:00
  • Aşık Atışmaları
    Düzenleyen: Serdar TUNALI
    06.03.2006 - 19:00
  • Tiyatro
    Düzenleyen: İbrahim ŞİRİN ve İstanbul Tiyarto Topluluğu
    08.03.2006 - 19:00
  • Dil Ve Düşünce
    Düzenleyen: Dücane CÜNDİOĞLU
    10.03.2006 - 18:30
  • Sihirbaz
    Düzenleyen: Erdinç DEMİRAY
    11.03.2006 - 11:00
  • Konser
    Solist ve Düzenleyen: Hasan KILIÇATAN
    11.03.2006 - 19:00
  • Karagöz
    Düzenleyen: Alican BALAKİN
    12.03.2006 - 11:00
  • Türklerde İlim Ve Medeniyet
    Düzenleyen: İhsan FAZLIOĞLU
    13.03.2006 - 18:30
  • Başlangıçtam Günümüze Dinler Tarihi
    Düzenleyen: Lütfi ÖZŞAHİN
    15.03.2006 - 18:30
  • Çocuk Oyunu
    Düzenleyen: İsmail YEŞİLBAĞ
    18.03.2006 - 11:00
  • Konser Ve Şiir Dinletisi
    Düzenleyen: Mehmet KEMİKSİZ
    20.03.2006 - 19:00
  • Tasavvuf Musikisi Akşamı
    Düzenleyen: Ender DOĞAN
    23.03.2006 - 19:00
  • Tasavvuf: Doktrin Ve Kültür
    Düzenleyen: Mahmut Erol KILIÇ
    24.03.2006 - 19:00
  • Palyaço Ve İllüzyon Gösterisi
    Düzenleyen: İsmail YEŞİLBAĞ
    25.03.2006 - 11:00
  • Gülücük
    Düzenleyen: Şebnem Güler KARACAN
    26.03.2006 - 11:00
  • Halk Müziği Konserleri - "Grup Sarmaşık"
    Düzenleyen: Erdem ÖZDEMİR
    29.03.2006 - 13:30

YEREBATAN SARNICI

  • Yerebatan Konseri - "Hacı Arif Bey'i Anma Konseri"
    Düzenleyen: Taşkın SAVAŞ
    03.03.2006 - 19:00
  • Yerebatan Ney Akşamı
    Düzenleyen: Ender DOĞAN
    11.03.2006 - 19:00
  • Dede Efendi Konserleri
    Düzenleyen: Mehmet AKÇA
    17.03.2006 - 19:00
  • Resital Saati
    Düzenleyen: Erdem ÖZDEMİR
    Cüneyt ŞAHİN (Vurmalı Sazlar)
    Erhan DERİN (Kabak Kemane)
    Erdem ÖZDEMİR (Bağlama, Vokal)
  • Yerebatan Şiir Akşamı - "Adnan Özer Şiirleri"
    Düzenleyen: Mehmet Lütfi ŞEN
    Okuyanlar: Hüseyin KÖROĞLU, Hümay GÜLDAĞ

February 05, 2006

Cemile - Sultanmurat

Aytmatov

Yaklaşık 2 hafta kadar önce, Kitap Yurdu'ndan istediğim kitaplar geldi:) Eskiden ne kadar da çok kitap okurdum... Her gece yatmadan önce, evin en sessiz saatlerinde sayfalarca, sindire sindire... Hatta gece lambasında okumaya çalışmaktan olsa gerek, gözlüklerimin derecesi bayağı bir yükseldi:(( Çok beğendiğim bu huyumu tekrar kazanmam gerektiğini düşündüm ve ben de bir sürü kitap sipariş ettim... Okumaya, ünlü Kırgız yazar Cengiz AYTMATOV'un en bilinen eserlerinden olan Cemile - Sultanmurat'la başladım.

Birkaç arkadaşım Cengiz AYTMATOV'un kitaplarını şiddetle tavsiye etmişti. Açıkcası ben de bayağı merak ettim, böylesine tavsiye edilen bir kitap nasıl diye... Anlatılan hikayeler çok şıradışı olmasa da bence yazarın tasvirleri çok kuvvetli. Hikayeyi okurken anlatılan yerler ve kişiler tek tek en ince ayrıntısına kadar gözümde canlandı ve kendimi olayın geçtiği yerlerde hissettim çok kere. Kitabın türkçe çevirisini yapan Refik Özdek, bazı Kırgızca kelimeleri dipnotlarla açıklamış, bu sayede üç-beş kelime de öğrendim:) Yalnız hoşuma gitmeyen tek tarafı; hikayelerin anlaşılır, belirli bir sonla bitmemesi, hatta üstüne üstlük en merak edilen yerlerde bitmesi -ki benim gibi meraklı melahat tipler için pek iyi değil bu:))

Kitapta iki hikaye var ve her ikisi de hayatları o dönemdeki savaşla etkilenen insanları anlatıyor. Birinci hikaye; Cemile. Cemile hamarat, çalışmayı seven, yorulmayı bilmeyen, "erkek gibi", oldukça (!) açık sözlü ve de çok güzel bir kızdır. Çok soylu, asil bir aileye gelin gitmiş, fakat evliliğinden kısa bir süre sonra kocası Sadık, asker olarak savaşa gitmiştir. Daha sonraları Cemile askerler için, hikayenin bir kısmını ağzından dinlediğimiz kayını veya nâm-ı diğer "kiçine-bala" (küçük çocuk) ve kendilerine yardımcı olması için görevlendirilen sakat ve sefil bir insan olan Danyar ile birlikte istasyona tahıl taşımaya başlar. Kısa bir süre sonra Cemile ile Danyar birbirlerinden etkilenirler... Bu hikayenin değişik olmasının sebebi, aşkın küçük bir çocuk tarafından tarif edilmesi bence. Eğer bir de bu çocuk Cemile'nin kaynı, aynı zamanda da çocuksu hislerle ona aşık olan bir çocuk ise:)

İkinci hikayenin kahramanı, babasının savaşta olması nedeniyle, ailesiyle zor günler geçiren Sultanmurat... Babasına olan özlemi sebebiyle, en ufak bir şeyde ağlayan kardeşi Hacımurat... Okuluna giden ve sıra arkadaşı Mırzagül'e aşık olan Sultanmurat, birgün kolhoz başkanı Tinaliev ve okul yöneticisinin sınıfa girmesiyle, diğer erkek öğrencilerle birlikte okuluna son vermek durumunda kalır. Çünkü savaş nedeniyle neredeyse hiç erkek kalmayan köyde, yiyecek birşey de kalmamıştır. Sultanmurat ekip başkanı seçilerek arkadaşlarıyla beraber köyden uzak, verimsiz tarlalarda ekin ekmekle görevlendirilir. Fakat bunun için besleyip güçlendirmeleri gereken atlar vardır, ama kıtlık olduğu için yem yoktur. Sultanmurat'ın ekip başkanı olmasını sidiremeyen ve aynı zamanda Mırzagül'ü seven, sataşmak için yer arayan sınıf arkadaşı Anatay, hasta olan annesi, evdeki kardeşleri... 15 yaşlarındaki Sultanmurat bütün bunlarla başa çıkabilecek mi?...

Tabiki herkesin zevkleri, düşünceleri farklıdır ama ben yine de kitabı tavsiye ederim:) Bu kitap hakkında daha fazla bilgiyi Kitap Yurdu'ndan alabilirsiniz...

December 27, 2005

Mehmed Âkif ERSOY

Mehmedakif_2 

(1873 - 1936)

"Şudur cihanda en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun, hakîkat olsun tek!"

..........

"Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım"

..........

"Âtîyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle..."

Mehmedakif3

"...Mehmed Âkif, 27 Aralık 1936 Pazar günü aşkamı 19:45'de vefât etti. Vefâtı sırasında 63 yaşında bulunuyordu. Hasta döşeğinde, "Ne mutlu bana, Peygamberimin yaşında öleceğim" demişti. Rahmetullâhi aleyh.

Ertesi günkü gazeteler, İstiklâl Marşı şâirinin vefâtını haber verdiler... Beyoğlu Hastahânesi'nde gasl olunan cenâze öğleye doğru Beyazıd câmiine getirildi... Âkif, hayatında olduğu gibi memâtında da, tiksindiği yapmacık ve resmî tavırlardan kurtulmuştu: Resmî kişiler ve kuruluşlar onun vefâtı karşısında müsbet en ufak bir kıpırtıda bile bulunmadılar.

Ama müslüman gençlik ve halk, kendi şâirini, kendi büyük adamını unutmamıştı. Midhat Cemal Kuntay, cenâzede gördüklerini şöyle anlatıyor:

"Cenâze Beyazıd'dan kalkacak. Oraya gittim. Kimseler yok; bir cenâzenin geleceği belli değil. Çok sonra birkaç kişi göründü. Biraz sonra çıplak bir tabut geldi. 'Bir fıkara cenâzesi olmalı' dedim. O anda Emin Efendi Lokantası'nın sâhibi Mâhir Usta, elinde bir bayrakla cenâzeye koştu. Sebebini anlamadım.Yine o anda yüzlerce genç peydâ oldu.Üniversite'nin büyük sancağına çıplak tabutu sardılar. Ellerimi yüzüme kapadım.Cenâzeyi tanımıştım. Al sancakla siyah Kâbe örtüsüne sarılan tabut, Üniversite gençlerinin bir ürperme manzarası alan elleri üstünde gidiyordu. Cenâzenin arkasında yekpâre bir karaltı yürüyordu; bunda bir damla 'teşkilât' yoktu; bunlar, bir işâretin, bir teşekkülün topladığı insanlar değildi; kendi kendilerine gelenlerin saflarıydı; sırf cenâzeye gelmiştiler; ve bu, şâhidi olmayan güzel dostluktu."

Şu satırlar da Eşref Edib'in intibalarından:

"Tabut otomobilden çıkarılıyor. Çıplak, örtüsüz, yalnız tahtadan ibâret bir tabut! Talebe büyük şâirin tabutunu görünce hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Hele bâzıları o kadar müteessir olmuşlardı ki tabutu kucaklıyorlardı. Bir kısım talebe etrafa dağıldılar. Biraz sonra ellerinde albayraklar geldiler. Tabutu bu şanlı alsancaklara sardılar. Onların üzerine de Kâbe örtüsü örtüldü. Çıplak bir tahta olarak gelen tabut, musalla taşında alsancaklarla, Kâbe örtüleriyle donatıldı..."

Âkif'in arabaya konmayan tabutu, Edirnekapısı'na kadar ellerde taşındıktan sonra, kefeninin üzerine bayrak sarılan na'şı, Kur'an ve İstiklâl Marşı ile defn olundu...

Mehmedakif2_1 

Metin, M. Ertuğrul DÜZDAĞ'ın düzenlediği Safahat kitabından alıntıdır.
Çağrı Yayınları - 1999

December 18, 2005

Gel, Ne Olursan Ol Yine Gel...

Mevlana

"Bişnev ez ney çün şikâyet mî küned
Ez cidâyîhâ hikâyet mî küned

Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk"

"Dinle neyden kim hikâyet etmede,
Ayrılıklardan şikâyet etmede..."

Cuma akşamı Zeyneb ve bir grup arkadaşla beraber Altunizade Kültür Merkezi'ne, Mehmet KEMİKSİZ yönetimindeki "Mevlânâ İlahileri" programına gittik. Hânendeleri, sâzendeleri ve semâzenleriyle çok etkileyici bir programdı. Bundan böyle bu tür kültür faaliyetleri için elimden geldiğince zaman ayırmaya karar verdim.

Rast Na't-ı Mevlânâ ile başlayan program, iki semâzenin semâ gösterisiyle devam etti. Sahneye çıkan semâzenler öncelikle siyah hırkalarını çıkarırlar. Bu, hırs ve bencillik gibi bütün dünyevî duygulardan sıyrılıp, beyazlar içinde saflığa bürünmek demektir. Daha sonra elleri bağlı bir şekilde birbirlerine selam verirler. Bu da Allah'a olan bağlılıklarının göstergesidir. Semâzenler yavaş yavaş ellerini semâya doğru açarlar. Sağ elleri yukarı, sol elleri ise aşağı doğru açık olacak şekilde semâ yaparlar. Bence semâ gösterisindeki en etkileyici bölüm burasıydı. Çünkü bu hareketlerin de bir mânâsı var; "Sağ elleri ile Hak'dan aldıkları huzur ve inancı, sol elleriyle halka aktarmak..."

Bu fotoğrafı benim için çeken Hümeyra'ya teşekkürler:)

Baharatlar_2

Vitaminler_2

Bayat_ekmekler

Balik_takvimi

Meyve_sebze

Firin_isilari_4

Kalorimetre_1

Pratik_bilgiler

Mutfak_olculeri_2

Mutfak_sozlugu_5