Kısa bir süre önce aramızdan ayrılan biricik su kaplumbağamız Pâkize'nin acısını hafifletmek için, kardeşim Cahide'ye Pâkize'nin daha kırkı çıkmadan 2 kaplumbağa daha almıştık. Pâkize'yi hâla unutamadığı için dişi olanın adını yine Pâkize, erkek olanının adını da Yaramaz koydu. İlkini kaybedince bunlar da daha bir kıymetli oldular:) Annemle Cahide'nin 1 haftadır evde olmamaları sebebiyle bu mânevi kardeşlerimin bakımı da bana kaldı haliyle... Perşembe gününden beri Yaramaz'ın gözlerini açamadığını farkettim. Zavallım gözlerini açmaya çalışıyor, kırpıştırıyor ama nafile... Göz kapakları şişmiş, olmuş balon gibi... Kör kör dolanıyor etrafta. Arada bir akvaryumumsu şeyin kenarlarına tosluyor filan... Yemek de yemiyor. Yiyemiyor desem daha doğru olur. Yaramaz'ın önüne koyduğum yemleri obur Pâkize önüne atlayıp bir çırpıda yiyor. Ben de son çare Yaramaz'a yemek yedirirken onu plastik bir bardağa koydum. Ama Yaramaz yine yemeğini yemiyor?! Aaaa, doğru, hayvancağız geçici bir körlük döneminde, nasıl görecek ki? Yine olaya şöyle bir el attım, elime bir kürdan alıp yeme batırdım, onu kendi ellerimle besledim. Cuma oldu, cumartesi oldu hâla gözlerini açamıyor. İnternetten yaptığım küçük bir araştırma sonucunda bunun ya akciğer enfeksiyonundan (evet bu minik yaratıkların akciğerleri bile varmış:)), ya da sudaki bir bakteriden kaynaklanabileceğini öğrendim. Zülfiye ablanın davetine gitmeden önce Yaramaz'ı veterinere götürmeye karar verdim. Hemen en yakın veterinerleri araştırdım, Üsküdar'da bulduklarımdan birine gitmeye karar verdim. Eh bunlar da şimdi böyle akvaryumuyla, suyuyla taşınmaz ki? Otobüsle gitmek zaten başlı başına bir olay...
En sonunda mutfakta bulduğum, içinden çıkamayacaklarından emin olduğum derinlikteki bir plastik kaba koydum ikisini de... (Tabi siz nereden bileceksiniz birbirlerinin üzerine çıkıp akvaryumdan atlamaya çalıştıklarını, sonra Pâkize hanımı masaların - koltukların altından tolpadığımızı?!...:))
Son olarak karton bir poşete plastik kabı iyice oturttum, poşeti elime aldım, durağa gittim. Ters dönerlerse diye ağaçtan küçük bir odun parçası bile kopardım. Elimle çeviremem ki...:( Her neyse... Onları sarsmamaya çalışarak son derece dikkatli bir şekilde veterinere gittim.
Yavruları hasta olmuş bir anne edasıyla rahatsızlıklarını anlattım. Neyse ki ciddi birşey yokmuş. Akciğer enfeksiyonu olsa Yaramaz bu kadar hareketli olmazmış. Veteriner'in hergün sularına 1 ml.'ni sularına karıştırmam için şırıngaya çektiği 5 ml. ilaca 10 kağıt saydım ve "Oh, şükürler olsun!" diyerek, bebek görme hediyemi de alıp Zülfiye ablaya doğru yola koyuldum. Yani eğer cumartesi günü elinde "tin tin", içinde kaplumbağa olan bir karton poşet taşıyan birini gördüyseniz o bendim:)
Tarif üzerine gittiğim Zülfiye ablanın evini yanlışlıkla buldum:). Kaplumbağalarımı içeriye masanın üzerine bıraktım ve uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarımla güzel güzel oturdum, Zülfiye ablanın yaptığı nefi ikramlardan yedim (Güvercin Yumurtası'nın ve Muzlu Rulo Tavuk Göğsü'nün tarifini aldım). Bir de orada bulunan 2 tatlı bebeği ve Zülfiye ablanın 3. ayını yeni bitiren kızı Zeynep'i sevdim bol bol...

İnsan sevdiği insanlarla bir araya gelince zaman hep su gibi akar... Eve doğru yola çıkmak için hazırlanmadan önce orada unutmaktan korktuğum kaplumbağalarımı aldım, karton poşete yine özenle yerleştirdim ve hazırlanana kadar yere bıraktım. (Siz macera bitti sanıyosunuz dimi:)). Evde küçük çocukların olmasından tedirgin olduğum için hazırlanır hazırlanmaz "Bakayım bir vukuat var mı?" demeye kalmadaaaan, o da ne?!? Misafirlerden birinin 1,5 - 2 yaşlarındaki oğlunun elinde 2 kaplumbağa! Çocuk 2 elinde 2 kaplumbağa "Vırk vırk!" sıkıyor, sıktıkça da bizim garibanların kolları - bacakları dışarı fırlıyor... Gözlerim o an kocaman açıldı ve sadece "Onlar kaplumbağa!" diye bağırabildim. Bir de çocuğun ellerine vurdum ki, kaplumbağaları bıraksın... (Neyse ki annesi beni pataklamadı:)) Çocuk kaplumbağaları yere fırlattı. Hemen kutusuna koymak için elime aldım. Ama ben şimdiye kadar hiç elime aldım mı onları? Hayır, almadım... Ben de yere attım! Neyse ki telaşeden kim olduğunu göremediğim, hatırlayamadığım bir hayvan sever benim için onları kutusuna koymuş... Canlarım 5 dk. kadar kabuklarından hiç çıkmadılar, ne kadar korkmuşlar. Hele kör olana çok acıdım, zavallım hiçbirşey göremeye göremeye neler yaşadı:)
Çocuğun annesinden verdiğim ani tepkiler için defalarca özür dileyerek çıktım yola... Elimde yine karton poşetim, kaplumbağalarım... Poşeti sarsmayayım diye bir derdim kaldı mı? Hayır tabi ki... Onlar ne günler gördü, azıcık sarsılsalar ne çıkar dimi?:))

Son Yorumlar