« Tereyağlı İrmik Helvası | Main | Tavuk Şnitzel »

August 03, 2006

Gün Olur Asra Bedel (Gün Uzar Yüzyıl Olur)

Gun_olur_asra_bedel

Bitirdiğim her kitabın ardından sevinmemin aksine; bu kitabı bitirdiğim için çok üzgünüm... Kendimi bir rüyadan uyanmış gibi hissettim...

"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi..."

Daha önceden Cengiz Aytmatov'un kitaplarından Cemile - Sultanmurat'ı okumuş, hakkında biraz bilgi vermiştim. Aytmatov'un kitapları hakkındaki genel düşüncelerim; kitabın konusunda çok ilginç şeyler olmasa da, Aytmatov'un anlatımlarında ve ifadelerinde bir zenginlik, bağlayıcılık olduğu yönünde olsa da; Cemile - Sultanmurat'taki konuların aksine, "Gün Olur Asra Bedel"in konusu çok ilginç ve sürükleyici...

Kitap; birbiriyle tamamen alakasız iki konudan oluşuyor. Bir yanda Yedigey adındaki demiryolu işçisinin, kaybettiği arkadaşı Kazangap'ı; vasiyeti üzerine kutsal saydıkları Sarı Özek bölgesindeki bir mezarlığa gömme çabaları ve gözünde canlanan anıları, diğer yanda ise bir uzay üssü, diğer gezegenlerde yaşayan başka canlıların keşfi... Birbiriyle ilk başta çok alakasız olsa da (açıkçası çok kere "ne zaman bir alâka kurulacak" diye düşündüm durdum) kitabın sonunda bu iki konu öyle bir bütünleşiyor ki, hayran kaldım... Kitabı, gördüğünüz ilk yerde hiç düşünmeden alın ve mutlaka okuyun derim...

Kitapta çok ilgimi çeken bir konu da "Mankurtlar" oldu. Kitapta şöyle bahsediliyor:

"Ana-Beyit mezarlığının bir efsanesi, Juan-Juanlar'ın bozkırı işgal ettikleri çağlara dayanan bir hikayesi vardı: Sarı-Özek'i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar'ın yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esire yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esrin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna "Deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir MANKURT yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece bir kaç gün bırakırlarmış. Bu tutsaklar birer mankurt olmadan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. Açık bozkırda her taraf kolayca görüldüğü için gizlice gelip baskın yapmak kolay olmazmış.

Juan-Juanların bir tutsağı mankurt yaptıkları duyulur, öğrenilirse, artık onu en yakınları bile gerek zorla, gerek fidye vererek kurtarmak istemezlermiş. Çünkü bir mankurt, eski vücuduna saman doldurulmuş bir korkuluktan farksız olurmuş onla riçin.

Bununla birlikte bir defasında, adı tarihe Nayman Ana olarak geçen bir göçebe kadın, oğlunun başına gelenlere dayanamamış, onu kurtarmak istemiş. Efsane böyle anlatır. Ana-Beyit mezarlığının adı da buradan gelir. "Ana-Beyit" 'ana barınağı, ana huzuru' demektir.

Sarı-Özek'in kızgın güneşine 'mankurt' olmaları için bırakılan tutsakların çoğu ölür, beş-altı kişiden ancak bir ya da ikisi sağ kalırmış. Onları öldüren açlık ya da susuzluk değil, başlarına geçirilen soğumamış deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Bir yandan deve derisi büzülüyor, bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp başına batıyormuş. Asyalılar'ın saçları fırça gibi sert olur zaten. Kıllar üste doğru çıkamayınca içeri doğru uzar ve diken gibi batarmış. Bu dayanılmaz acılar sonunda tutsak ya ölür ya da aklını, hafızasını yitirirmiş. Juan-Juanlar'ın işkencenin beşinci günü 'sağ kalan var mı?' diye gelip bakarlarmış. Bir teki bile sağ kalmışsa, amaçlarına ulaşmış sayarlarmış kendilerini. Hafızasını yitirmiş tutsağı alır, boynundaki kalıbı çıkarır, ona yiyecek verirlermiş. Köle zamanla kendine gelir, yeyip içerek gücünü toplarmış. Ama o bir mankurt imiş artık ve böyle bir köle, pazarlarda , güçlü-kuvvetli on tutsak değerinde sayılırmış. Hatta Juan-Juanlar'ın arasında bir gelenek varmış ki buna göre , aralarında çıkan bir kavgada bir mankurt öldürülürse, bunun için ödenecek bedel, hür bir insanın ölümü için ödenecek bedelden üç kat fazla olurmuş.

Bir mankurt kim odluğunun, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köle imiş. Köle sahibi için en büyük tehlike, kölenin başkaldırması, kaçmasıdır. Ama mankurt isyanı, itaatsizliği düşünemeyen tek varlıkmış.Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemeyen bir yaratık.. En pis, en güç işleri, büyük sabır isteyen çekilmez işleri gık demeden yaparlarmış. Sarı-Özek'in ıssız, engin, kavurucu çöllerine ancak bir mankurt dayanabileceği için, buralarda deve sürülerini gütme işi onlara verilirmiş. Böyle yitik yerlerde, bir mankurt bir kaç kişiye bedelmiş. yanına yiyeceğini, içeceğini verince, kış demeden, yaz demeden , o ilkel hayata dönüşten dolayı sızlanmayı düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için düşünmeden kalabilirmiş bozkırda. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş. Açlıktan ölmemesi için yiyecek, donmaması için eski püskü giyecek verdiniz mi, başka bir şey istemezmiş...

Bir tutsağın içine korku salmak için ona kafasının uçurulacağını ya da başka bir yerinin kesileceğini bildirmek; onun hafızasını silme, son nefesine kadar taşıyacağı ve başkalarının anlayamayacağı yegane kazancı olan bilincini kökünden yok etme cezası yanında hiç kalır.

Kitap hakkında daha fazla bilgi almak ve okurların kitap hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için burayı tıklayınız.

Comments

Bende Cengiz Aytmatov 'un
"Beyaz Gemi " ve "Toprak Ana" Kitaplarını okudum. İki kitabıda ağlamadan bitiremedim. Cengiz Aytmatov bu konuda çok başarılı, karekterle kendini içselleştirip onun yerine geçiyorsun ve o acılara dayanamayınca göz pınarların açılıyor

Merhabalar
Bu kitabı bende okumuştum, sırf mankurt efsanesini merak ettiğim için. Ve çok hoşuma gitmişti. Bu kitabın devamı niteliğinde olan "Cengiz Han'a küsen bulut"u da zaman kaybetmeden okudum. Size de tavsiye ederim..

Sevgilerle..

ayrıca elveda gülsarı tam kıvamında yazılmış harika bir kitabıdır Aytmatov un....
gün olur asra bedel i okurken the x files (gizli dosyalar)ı izler gibi olduğumu hatırlıyorum:)

sizi bu güzel tercihiniz için tebrik ediyorum...

Pınarcım dediklerine aynen katılıyorum. Muhteşem anlatım sayesinde insan kendini gerçekten de o karakterlerin yerine koyuyor...

Sevgili Esracım, Cengiz Han'a Küsen Bulut'un bu kitabın devamı niteliğinde olduğunu duydum ama kitabı henüz edinmedim. En kısa zamanda onu da okumayı düşünüyorum inşallah:)

Sevgili bleue, dediğiniz gibi insan bazı bölümlerde (özellikle de uzay üssü ve uzayda keşfedilen yaşamla ilgili bölümlerde) X Files'ı izliyor gibi oluyor:)

Kitabı görünce çok mutlu oldum. Eski bir arkadaşla karşılaşmak gibi bir şey... 5-6 yıl önce okumuştum bu kitabı... Satırlarınız hatırlattı ve tekrar okumak istedim kitabı... Sizde de var mıdır bilemiyorum, ben bazı kitapları tekrar okurum. Unuttuklarımı hatırlamak çok güzel oluyor. Aytmatov'u da çok severim üstelik... 'Toprak Ana'yı okumuş muydunuz? Tavsiye ederim. Ortaokul yıllarında Türkçe hocamız kitaplardan bölümler okurdu. Çok beğenmiştim ama kitabın ismini hatırlamıyordum. Yıllarca aldığım her kitapta Dolunay'ı aradım, ta ki üniversite yıllarımda arkadaşımın okumam için verdiği kitaplara dek... Bana kitabı veren arkadaşım, benim eşim uzun yıllardır...
:-)))

Okuyup beğendiğim kitapları tekrardan okumayı ben de çok severim. İkinci seferinde de ayrı bir lezzet veriyor insana... Aytmatov'u da çok beğeniyorum, "Toprak Ana"yı henüz okumadım ama okuyacağım inşallah. Yıllarca aradığınız kitabı size veren kişinin eşiniz olması da çok hoş:))

ya devamı yok mu?_?

Verify your Comment

Previewing your Comment

This is only a preview. Your comment has not yet been posted.

Working...
Your comment could not be posted. Error type:
Your comment has been saved. Comments are moderated and will not appear until approved by the author. Post another comment

The letters and numbers you entered did not match the image. Please try again.

As a final step before posting your comment, enter the letters and numbers you see in the image below. This prevents automated programs from posting comments.

Having trouble reading this image? View an alternate.

Working...

Post a comment

Comments are moderated, and will not appear until the author has approved them.

Yeni Site İçin Tıklayınız

Baharatlar_2

Vitaminler_2

Bayat_ekmekler

Balik_takvimi

Meyve_sebze

Firin_isilari_4

Kalorimetre_1

Pratik_bilgiler

Mutfak_olculeri_2

Mutfak_sozlugu_5